12 Nisan 2020 Pazar

SAIL DRIVE KÖRÜK VE PERVANE DEĞİŞİMİ

Bu sefer arayı uzattık, tam 3 yıl sonra Haziran 2019'da Yalova'da karaya çıktık. Geçen yaz, dalgıç indirip altını kabaca temizletmiştik çünkü planlanmış bir yaz gezimiz yoktu. İstanbul civarında dolaşacaktık. Ama bu yıl hem artık bakım zamanı gelmişti hem de Ağustos ayı için bir Marmara içi tur planladığımızdan karaya çıkmak gerekli idi. 
Teknenin altında olaylar her zamanki gibiydi, yani pisti. Klasik temizlenip boyanacaktı. Ama bu sefer güverte de polisaj olacaktı. En önemlisi ise sail-drive'ın körüğü değişecekti. Volvo'nun bakım manuellerine göre bu körük en fazla 7 yılda bir değişmeliydi. Bunda oluşacak bir delinme veya yırtılma teknenin su almasına neden olabilirdi. Biz ise aldığımızdan beri değişmemiştik. Eski sahibinin de değiştiğini sanmadığımdan 12 yıldır aynı körük duruyor demekti. Körüğü kışın almıştık. Cemal Kaptan uzun ve meşakkatli bir uğraş ile körüğü değiştirdi. Bu değişikliği yapmak epey zor, moturu yerinden çıkarıp sail-drive ile bağlantısını kesiyor ve sail-drive'ı çıkartıyorsun. Körüğü değiştirip ters işlemi yapıyorsun.





















           Sail-drive söküldü                                                                        Yeni körük takıldı

Bundan sonra önemli bir iş daha vardı. Zaman içinde çeşitli defalar bizim de pervanemize halat vb. cisimler dolanmıştı. Bu durumlar pervanenin hem düzgünlüğünü hem de bağlantı sisteminin parçalarını etkiliyor. Cemal Kaptan her seferinde bize pervaneyi beğenmediğini, bir gün denize düşebileceğini söylüyordu ama biz pek umursamıyorduk. Bu sefer bizi dinlemedi ve hiç sormadan pervaneyi değiştirdi. İyi ki de yapmış. Faydasını denize inince anladık. Egzoz çıkışı ile birlikte pervane değişimi de bize performans artışı olarak geri döndü.

Yeni pervane

TEKRAR MOTOR PROBLEMİ; KARA DUMAN VE KURUM

2019'da problemler bitmedi. Ama ben bir çok şeyi yazmakta geç kaldım. Fırsat zorunlu olarak evde iken doğdu. Birkaç olayı ve yaşadıklarımızı yazayım istedim. 
Kızdırma bujilerini "kızdırdığımızı" o nedenle de değiştirdiğimizi yazmıştım. Mayıs 2019 gibi yeni ve daha büyük bir problem çıktı. Bu sefer motor devri hem boşta hem de yükte hiç artmıyordu. Ayrıca biraz yüklenince egzozdan çok az su geliyor, bol siyah duman ve kurum atıyordu. Hele kurum öyle ki, denizin yüzeyi simsiyah oluyordu. 
Volvo servise haber verdik. Ben önce yakıt sistemi vb. bir şeyden şüphelenmiştim. Ancak tecrübeli kişiler hemen konuyu anladılar. Dar yerde çalışmanın verdiği rahatsızlıklara rağmen çıkışı söktüler. Sökülen döküm parçanın haline inanamadım;

Egzoz çıkışının hali

Elimden referans alabileceğiniz gibi ortadaki delik çapı herhalde 6-7 cm vardır. İçi kurum ile dolmuş ve taşlaşmış. Öyle ki tornavida ve çekiç ile vurdum kurum kitlesi kırılmadı. Bu kurum yığını taşlaşarak egzoz çıkışını tıkamış, doğal olarak motor yaktığı gazları dışarı atamıyor ve güç üretemiyor. Yüklenince de basınçtan kopan bazı kurum parçaları egzozdan çıkıyor ve denize düşüyor.
Yılların birikimi (ki tekne 2007 model olduğuna göre 12 yıl) burayı bu hale getirmiş. Bu durumun bir başka sakıncası da şu: Delik çapı kurum ile dolup küçüldükçe güç kaybı yaşatıyor. Tabii biz bunu hissetmiyoruz ama motor gücü düşüyor. Parça yenisi ile değiştirildi. Sonradan öğrendiğime göre deniz motorlarında sık rastlanan bir arıza imiş, egzoz gazı içindeki kurum, deniz suyu ile (soğutmadan gelen) birleşince kurumun ıslanıp birikmesine ve zamanla taşlaşıp deliği tıkamasına neden oluyormuş. Tabii ölçemeyiz ama eminim ki 1-2 beygir gücü kaybımız vardı en azından. Zaten daha sonraki yazılarımda anlatacağım gibi Haziran ayında karaya aldığımızda pervaneyi de değiştirmemiz ile geri kazandığımız toplam güç en az 3-4 BG olmuştur. Çünkü bakım sonrası teknenin düz suda yaptığı sürat 2400 rpm'de yaklaşık 0,5-0,7 kt arttı. Eskiden bakım sonrası düz suda 2400 rpm'de 5,5-5,7 kt yaparken 6,5 kt'ları görmeye başladık. Bu da motorun gerçek gücünün büyük kısmını verimli bir şekilde kullandığını göstermekte.

14 Şubat 2019 Perşembe

MOTOR PROBLEMİ

Bir kaç zamandır motor aküsünde bir gariplik vardı. Bu aküye hiç bir tüketici bağlı olmamasına rağmen, sahil beslemeyi kestiğimizde akünün gerilimi eskisine nazaran daha hızlı düşüyordu. Bunun iki nedeni olabilir; ya akü artık eskidi ve sarj tutmamaya başladı yada bir kaçak var ve aküden akım çekiliyor.

Bu aküye sadece motor bağlı olduğundan bir gariplik olabilirdi. Aküyü açıp gözlerinin sularını kontrol ettik, hepsi tamdı. Asitlik ölçer ile asit seviyelerine baktık, o da normal. Akünün sağlık durumunu gösteren penceresi de zaten yeşil gösteriyor yani 6 yıllık olmasına rağmen motor aküsü iyi bakımdan dolayı hala iş görür vaziyette (en azından teorik olarak)

Bir hafta sonu seyre çıkmaya hazırlanıp motoru çalıştırdık, bir kaç dakika sonra motordan alarm sesi gelmeye başladı. Ekranda belirli belirsiz bir üçgen ve içinde (!) işareti çıkıyor. Motor kitapçığına göre bu durum "kısa devre veya açık devre" belirtisi. Tabii hemen seyirden vazgeçip arızayı aramaya başladık. Herhangi bir kablo kopuğu, yanığı vs. göz ile yapılan kontrolde görünmüyordu. Belli ki bu arıza bizi aşan cinstendi. Volvo Penta servisine haber verildi.

Arızanın bulunması için arkadaşlar değişik günlerde hem bilgi ve tecrübelerini katarak hem de deneme-yanılma ile tam 3 gün uğraştılar. Sonunda durum anlaşıldı. Dizel motorlarda KIZDIRMA bujileri olarak adlandırılan ısıtıcı bujiler yanmış.

Bozulan kızdırma bujileri

Orijinali dünyanın parası (tam da kurlar patlamışken oldu hadise 😥). Neyse İtalyan malı olduğu söylenen daha hesaplı olanlarını taktırdık. Alarm sustu, ortalık ve cüzdanlar sakinledi 😂

YENİ GÜNEŞ PANELİ (2)

Panel bileşenlerinin kamaradaki montajı tamamlanınca sıra paneli güverteye yerleştirmeye geldi. Önceden de belirttiğimiz gibi, bu düzeneğin hem istenildiğinde kaldırılabilir, hem de ayak altında olmaması gerektiğini düşünüp hatch ile serpinti körüğü arasındaki boş alana konumlandırmayı seçtik. Zaten oraya sığacak ölçülerde 80W'lık MONOkristal bir panel almıştık (yaklaşık 350TL gibi bir bedel ödedik). Neden Monokristal seçtiğimizi daha önceki yıllarda, portatif güneş paneli konulu yazımızda ve sonrasındaki panel hesapları kısmında anlatmıştık.

Panel, söz edilen yere yaptırdığımız U şeklinde krom bir borunun üzerine monte edilecek ve panelin altından dışarıdan görünmeyecek şekilde tavana bir delik delinerek kablosu içeri sokulacak.

Panelin güvertedeki konumu

Servis aküsü iskele tarafında olduğu için kablo geçirmek için panelin iskele tarafındaki alt kesiminden bir delik deldik ve kabloyu (resimlerde panelin önünde görünen beyaz parça) geçirip içeri su sızmaması için etrafını iyice silikonladık. 


Değişik açıdan montajın ve kablonun görünümü


Panel düşündüğümüz gibi yerine tam oturdu. Burna doğru hafif meyilli dursun istemiştik ki bu üzerinde su birikmesini önleyecekti. Paneli yerine oturtunca, kablo da panelin altında kaldı ve dışarıdan görünmez oldu. Bir parantez açıp ne tür bir kablo kullandığımızı belirtelim. Normalde güneş paneli montajlarında özel kablolar kullanılmakta. Bunların hem kesitleri büyük ki üzerilerinde gerilim düşümü olmasın hem de özel bir yalıtımı mevcut. Keza bu iş için kullanılan konnektörler de özel ve (+.-) karışmaması için yanlış bağlantıyı önleyecek şekilde tasarlanmış. Ancak, bu kablolar hem çok kalın, hem ayrık, hem de pahalı. Bizim sistemimiz zaten çok düşük bir akım üretiyor öyle onlarca amper değil, hem de kablo mesafemiz çok kısa (takribi 5m) bu nedenle mümkün olduğunca kalın kesitli, ikisi bir arada (3x2,5 elektrik kablosu) kablo kullandık. Yuvarlak olması küçük bir delikten rahatça içeri girmesini sağladı.Üçüncü kabloyu yedek olarak sistemde bıraktık, herhangi bir yere bağlı değil.


Kablonun iskele tarafından kamaraya sokulmuş hali

Kamarada, tavan kaplamasını söküp kabloyu kontrol panelinin hizasına kadar getirip aşağı indirdik. Çok az bir kısmı dışarıdan görünüyor. Kablo bağları ve yapışkan bağlantı elemanları ile sabitledik. Böylece montajda güverteye delinen delik dışında herhangi bir orjinalliği bozacak hasar oluşmadı.

Gerekli bağlantıları da plastik klemensler kullanarak yaptık ve bağlantı sonrası bunları elektrik bandı ile güzelce sarıp yalıttık.

Güneşli bir Haziran günü, öğlen vakti (güneş tam dik açı ile panele vururken) alınan ölçüm sonuçlarını aşağıdaki fotoğrafta görebilirsiniz.



Çalışan sistemin şarj akım ve gerilimi

Panel teknik verilerine uygun olarak, maksimum akımını üreterek 4,36A'lik bir akım ile servis aküsünü beslemeye başladı!... Sonuç mükemmel...

Portatif 40W'lık paneli de sisteme ilave ettiğimizde toplam güç 120W'a çıkıyor ve toplam akım (yine güneşin en tepede olduğu saatlerde, 40W'lık panelin de katkısıyla 6,5A'i aşıyor. 


Portatif panel ile birlikte kullanım

Alargada veya marina'dayken her iki panel de devrede oluyor. Tekneden ayrılacağımız zaman veya hareket edeceğimizde portatif paneli kapatıp içeri alıyoruz. Yolda zaten motor çalışıyorsa akü şarj oluyor, yelken yaparken de akünün mevcut kapasitesi ve sabit panelden gelen güç bize yetiyor.

18 Mart 2018 Pazar

YENİ GÜNEŞ PANELİ


Dünyamızın enerji ihtiyacı her gün artıyor. Temiz, yenilenebilir enerji kaynakları arasında güneş ve rüzgar enerjileri pratikliği ve amatör ihtiyaçlar için kolay uygulanabilirliği ve hesaplı maliyeti ile öne çıkmakta. Bilindiği gibi teknelerimizde de en çok bu kaynaklardan güneş enerjisini kullanıyoruz. Daha önce bloğumuzda bu konuyla ilgili yazılar yayınlamıştık.

Bugüne kadar portatif ve düşük güçlü bir panel ile idare etmiştik. Bunun temel nedenleri; yer problemi, alargada geçirilen zamanın çok fazla olmaması ve pratik bir çözüm olması idi. Kışın teknede ısınmayı elektrikli fanlı bir ısıtıcı ile yapıyoruz. Sadece hafta sonları kısıtlı zaman geçirdiğimiz ve teknenin iç hacmi de küçük olduğundan bu çözüm ısınmak için yeterli. Zaten ortam ısıtması için gereken 1000-1500 watt güçler, küçük ölçekli güneş paneli çözümleri ile sağlanamaz. Daha büyük sistemler, depolama birimleri vs kurmak lazım ve gerek de yok. Ancak, yazın neredeyse Haziran başından Eylül sonuna kadar 4 ay buzdolabı biz teknede olmasak da çalışıyor. Marinada olunca buz makinesi de aralıklı olarak devrede. Bunlar da bir elektrik harcıyor. Önceki yazılarımızda belirttiğimiz 40 watt’lık portatif panel hem bu cihazlar için gereken enerjiyi yerine koymakta zorlanıyor hem de sabit bir düzenek olmadığından tekneden ayrılırken kaldırmak zorunda kalıyoruz. Bu sarfiyatlar (40-100 watt arası) küçük gibi gelebilir ancak herkesin benzer ihtiyaçları toplanınca büyük rakamlar ortaya çıkıyor.

Çevreye ve cüzdanımıza bir katkımız olması için yeni bir panel almaya karar verdik. Benzer uygulamalarda, paneller genelde teknenin kıç tarafına yapılan bir krom roll-bar üzerine monte ediliyor. Ancak Boral küçük bir tekne. Bunu yaparsak hem hoş görünmeyecek hem de seyir performansına/konforuna olumsuz etkisi olacak diye düşündük. Güneşliği seyirde açtığımız için onun üzerine esnek panel yapıştırmak gibi bir şansımız da yok Ayrıca, esnek paneller pahalı ve birim alanda sağladığı enerji daha az. Kablolaması da ayrı bir sorun. En müsait yer, kamaranın üstünde, serpinti körüğünün önü. Orada yaklaşık 75x70 cm’lik bir alan var. Hesaplarımıza göre bu alana takılacak bir panel, hem “ayak altında” olmayacak, hem de bize gereken enerjiyi sağlayacak. Ancak, montajı yaparken yine sabit bir düzenek yapmak istemedik. İstendiğinde komple sökülebilecek bir tasarım geliştirdik. En büyük sorun, panelin kablosunu teknenin içine sokmak. Teknenin fiberinde bir küçük delik açmak zorundayız. Bunun için de en uygun yer tavan. Zira kablo içeri girince tavan kaplamalarının altından kolayca ve estetik olarak şarj regülatörüne kadar gidebilir.

Yer belirleme tamam olduğuna göre, sıra bileşenleri toplamaya geldi. Öncelikle panel ve regülatör seçimi; yeni nesil regülatörler MPPT adı verilen bir teknolojiye sahip. Bu teknoloji hakkında pek çok bilgi internette mevcut. O nedenle burada anlatmayacağız ama kısaca paneli verimli kullanmaya yarayan bir algoritmayı bünyesinde barındıran bir teknoloji olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’de bu teknolojiye sahip regülatörler oldukça pahalı. Bu nedenle AliExpress’e başvurup bir tane ısmarladık. 14 USD’ye bir ayda kapımıza geldi.


 MPPT Sarj Regülatörü 



                                      Regülatörün arka yüzüne eklenen soğutucu   
  
Regülatörler, panelden gelen 18 V civarındaki (tam güneş altında) gerilimi seçilen akü tipine göre aküyü verimli bir şekilde şarj edecek voltaja getirirler ve şarjı denetlerler. Akü dolduğunda şarjı keserler ve "canlı tutma" tabir edilen periyodik darbeler yollayarak aküyü sürekli şarjda ve bakımlı tutarlar. Ancak bu işlemi yaparken de doğal olarak ısınırlar. Bu regülatör alüminyum bir kasaya sahip ve tamamen kapalı. Özelliklerinde su da geçirmediği yazıyor (denemeden bilinmez, dikkatli olmak lazım). Ama biz bu cihazı zaten akünün yanına monte edeceğiz o yüzden su direnci önemli değil. Fakat ısınması önemli. Üreticiye pek güvenmeyip arka yüzüne 10 TL'ye aldığımız eşit büyüklükte bir alüminyum (şansa o da siyah renk oldu) termal macun kullanarak yapıştırdık ve vidaladık. Montaj şekline göre dikey duracağından ısınan hava kanatlar arasında geçip soğuma sağlayacak. Tavsiyemiz 1-2 amper'lik şarj akımları dışında daha yüksek akımlar ile çalışacaksanız (ki bizim panel tam verimde 4,6 A veriyor) şarj regülatörünün mutlaka bir soğutucuya bağlanması ve hava sirkülasyonunun olduğu yere monte edilmesi.


İlave soğutucu ile yandan görünüm


Soldaki kalın kablolar soldan sağa sıra ile; panel portu, akü portu ve 12 V cihaz bağlama portudur. Kalın kabloların sağında görünen ince kablo sıcaklık sensörüdür. 

Dikkat edilmesi gereken bir başka konu ise şudur: Yukarıdaki resimde cihazın sıcaklık sensörünü görüyorsunuz. Bu cihazın verimli çalışabilmesi için akü ile aynı ortamda bulunması gereklidir. Eğer sıcaklık sensörü uzun ise, cihazı aküden uzağa yerleştirebilirsiniz. Bunun nedeni akünün sağlıklı şarj edilebilmesi için içinde bulunduğu ortamın sıcaklığı da önemlidir. Bu sensör ortam sıcaklığını algılayarak aküye en optimum şarj akım ve gerilimini sağlar. O nedenle, cihazı akünün bulunduğu iskele tarafındaki kanepenin altına monte edeceğiz ve akü ile aynı ortamda bulunacak.

Buraya kadar güzel ama resimlerden de görüldüğü gibi, bu şarj regülatörünün bize bilgi verecek bir ekranı yok (..ehh, biraz ucuzuna kaçtığımız doğrudur..). Ama, zaten olsa da kanepenin altında kalacağı için panelden anlık gelen akımı ve panel gerilimini görmemiz mümkün değil. Akü gerilimi önemli değil zaten onu teknenin elektrik panelindeki servis aküsü gerilimi ekranından görebiliyoruz. Ancak panelden anlık gelen değerleri de bilmek istiyoruz. Bu durumda iş yine başa düştü...!

Şöyle bir kutu tasarladık;





 Kapakta cihaz yerleşecek delikler ve cihazlar yerleştikten sonra iç görünüm.


Yapı marketten 10 TL'ye aldığımız ahşap görünümlü basit bir kutu. Üzerine 2 delik açtık. Üst tarafa internetten aldığımız bir dijital ampermetre/voltmetre taktık, ampermetre/voltmetre, panelin ürettiği akım ve gerilimi bize gösterecek. Alt tarafındaki deliğe ise akünün ve regülatörün bulunduğu kanepenin altının ortam sıcaklığını gösteren bir dijital termometre yerleştirdik. Alttaki resimde görünen kablo, termometrenin 1 metrelik kablosu ve ucunda sıcaklık sensörü. Kutunun bitmiş hali şöyle;


Ölçüm kutusunun bitmiş hali.

Bu kutuyu, iskele tarafındaki kanepenin üst tarafına yerleştirdik. Tüm kabloları gizli bir şekilde kanepe altına kadar çekip bir de plastik spiralden geçirdik ki bir şey takılıp koparmasın.




Ölçüm cihazlarının montajı bitmiş hali.

Kutunun üst tarafında görünen üçlü priz beslemesini regülatörün yük bağlanan üçüncü ucundan alıyor. Bu uç, 12 V ile çalışan aletlerinizi bağlayabileceğiniz bir port. Güneş enerjisi varken cihazlar güneş panelinden gelen akım ile besleniyor, ışık yetersiz yani panel yeterli akım/gerilimi üretmiyorsa bu port cihazları doğrudan aküden besliyor. Üçlü priz doğrudan bu çıkışa bağlı arada herhangi bir sigorta yok. Bunun nedeni, regülatör aşırı akım çekildiğinde (mesela kısa devre) bu portu otomatik kapatıyor (kısa devre koruma) ve bir tehlikeyi önlüyor. O nedenle araya bir sigorta koymaya gerek yok.

Üçlü prize takılı soldaki fiş, kanepe arkasındaki LED aydınlatmanın (yandaki anahtar ile kontrol ediliyor). Ortadaki fiş ise ampermetre/voltmetreye çalışması için gereken 12 V'u sağlıyor. Resimde ampermetre/voltmetre çalışırken görünüyor (şimdilik panel daha takılmadığı için herhangi bir akım/gerilim okunmuyor).

Evet buraya kadar işler teorik de olsa yolunda. Sıra panelin montajına geldi...!

22 Aralık 2017 Cuma

DESÜLFATOR KULLANIMI İZLENİMLERİ

Ocak 2017'de aldığımız Desülfator cihazı, Ekim ayı başına kadar servis aküsünde bağlı kaldı. Cihazı takarken akünün su seviyelerini de tamamlamıştık. Ekim ayında kapakları açıp kontrol ettiğimizde hemen hiç su eksilmediğini gördük. Ancak, akünün performansını ölçebilecek bir kullanımımız bu yaz ne yazık ki olmadı. Ancak, "9 ayda yapacağını yapmıştır herhalde" diyerek cihazı servis aküsünden çıkartıp bu sefer de motor aküsüne bağladık. İşte..! burada enteresan bir olay oldu. Motor aküsü, marşa basıldığında biraz öksürüyordu. Bakımını eksiksiz yaptığımızdan herhalde artık ölüyor diye düşünüyorduk. Nede olsa 4 yıldır kullanıyorduk. Bir ümit diye Desülfatörü bu kez motor aküsüne bağladık ve bıraktık.
 
Aralık ayı başında aküde zor çalışma, öksürük vs kalmamıştı. Çok ilginç bir sonuç..! Tabii elimizde değişimin Desülfatör etkisinden kaynaklandığını kanıtlayacak bir teknik veri yok. Ama tersi de yok. Yani, servis aküsüne göre daha eski ve anlık daha fazla akım çekilen motor aküsünün hiç teklemeden marş basması hakikaten Desülfatörün marifeti mi bilemiyoruz ama sonuç hem bizi memnun etti hem de en azından zararı da olmamış diye düşündük.
 
Kısacası kullanımından memnun kaldık. 14USD'lik bu küçük kutunun eğer hakikaten bu marifetleri varsa (ki bilimsel olarak yaptığı işin doğruluğunu pek çok yabancı test raporlarında okumuştuk) doğru kullanım, iyi bakım ile akülerin ömrünü 4-5 yıldan 7-8 yıl belki de daha fazlaya çıkartmak olası.
 
Bu küçük cihazdan iki tane ısmarlamadığımıza pişman olduk. Ama önemli değil. Bir kaç ay daha motor aküsünde tutup sonra tekrar servis aküsüne alacağız. Çevrim tekrarlanacak. Gerçekten faydasını gördüğümüzü umut ediyoruz.

30 Ocak 2017 Pazartesi

DESÜLFATÖR

Konu tesadüfen Gezgin Korsan forum sayfalarında dikkatimi çekmişti. Akülerin plakalarında zamanla biriken Sülfat, akünün hem performansını düşürüyor hem de ömrünü kısaltıyormuş. Bu konuda ben de araştırma yaptım ve böyle bir durumun olduğunu internette yabancı kaynaklı bir çok makalede okudum.
Bu işe çözüm olarak önerilen desülfatör isimli cihaz, akünün kutupları arasına bağlanıyor, elektriksel beslemesini aküden alıyor ve aküye belirli aralıklarla 10 kHz frekansında darbeler yollayarak biriken Sülfat'ı tabir yerindeyse kırarak döküyor (en azından bunu yaptığı iddia ediliyor).
 
 
Desülfatör ve kullanım kitapçığı
 
Araştırmam sırasında bu cihazdan pek çok model ve marka olduğunu gördüm. Ağırlıklı Çin malı hepsi. Fiyatları da değişik. Alibaba.com'dan daha önce de alışveriş yaptığım için gözüme kestirdiğim ve eğer gelmezse veya bozuk çıkarsa üzülmeyeceğim bir fiyatlı olanını seçtim ve sipariş verdim. Yaklaşık bir ayda elime ulaştı. Fiyatı 14 USD idi. Geç gelmesi ise ücretsiz normal kargoyu seçtiğim içindi.
Hafta sonu teknede montajını yaptım. Çok basit. Akünün kutuplarına kırmızı (artı) ve siyah (eksi) krokodillerini tutturuyorsunuz ve bitiyor. Ekranında önce akünün voltaj standartı otomatik görülüyor (12V). Sonra o anki gerilimini (13,6V olarak) okuyor ve çalışmaya başlıyor. 10 kHz darbe frekansı olduğundan çalıştığını sessizlikte duyuyordum. Yaklaşık 30-40 sn darbeler yolluyor, sonra 15-20 sn kadar duruyor. Anladığım kadarıyla adeta böbrek taşı kırma makinesi gibi çalışıyor.

 
Aküye bağlanmış hali

Cihazı servis aküsüne bağladım ve bıraktım. Bu arada açmışken akünün bakımını da yaptım. Eksilen suyu tamamladım, tam 1 lt saf su ilave ettim toplam 6 göze. Şimdi cihazın görevini yapmasını bekleyeceğiz. Eğer internette yazılanlar doğruysa (ki okuduklarım ciddi bilimsel makalelerdi ve hepsi aynı şeyi söylüyordu) ve eğer bu 14 dolarlık cihaz da görevini yapıyorsa akünün ömrü ve performansında değişen bir şeyler olacak mı göreceğiz.

15 Kasım 2016 Salı

BİR BAŞKA KLASİK; GAZ TÜPÜ BİTTİ...!

Biliyorum "bunda ne var ki kullanırsan biter" diyeceksiniz. Evet doğru biter...! Ama bizim tüpümüz hala orijinal dev kartuş tüp...! 2010 yılında tekneyi aldığımızda üstünde takılıydı. 5 yıl kullandık. Tabii çok az kullandığımız için uzun gitti. Ama şunu da söylemek lazım; içindeki LPG çok verimliydi. Normal gaz ile 5 dk.da kaynayan aynı miktar su bu ocakta 1 dk.da kaynıyordu. Sonra 2015 yazında o tüp bitti. Ambarda aynısından bir tane de yedek vardı. Onu taktık. Fakat bu yıl teknede fazla yaşadık, biraz da açıp kapatırken sızma olmuş (içeri değil atmosfere kaçmış) dolayısıyla geçen ay o da bitti.

Orijinal LPG tüpümüz

Bu tüpün girdiği yuvaya standart piknik tüpler sığmıyor. Çünkü çapları büyük geliyor. Ya mevcut yuvaya bir şey uyduracağız yada tüpü ambara koyup orada muhafaza edeceğiz. Bunun sıkıntıları var. Birincisi piknik tüp ambarda kolay ulaşılacak bir yerde olamayacak, açıp kapatmak pratik olmayacak. İkincisi mevcut bakır boru-hortum düzeneğinin uydurulması gerekecek. Tüm bunları düşünürken hem arkadaşımız hem de ponton komşumuz Pırıltı teknesine gözüm ilişti. O da Bavaria 30CR idi ve model yılı benzerdi. Acaba onlarda da tüp bittiyse ne yapmışlardı? Sahibi Cengiz kaptandan rica ettim, açtık baktık. Bildiğimiz Aygaz piknik tüpü takılıydı. Ama yuvada bir gariplik vardı. Tüpün içine oturduğu yuva 180 derece çevrilmişti. O zaman yuvanın sökülüp çıkartılabileceğini ve ters çevrilip tekrar takılabileceğini anlamış olduk. Yuva 2 bölümlüydü. Alt tarafı üst resimde görülen orijinal kartuş tüpün hareket etmesini engellemek için daha dar ama yarısından sonrası daha geniş kalıplıydı. Yuvayı ters takınca sadece kapak sağa değil sola açılıyor ve bazı vida delik yerlerinin boşta kalması nedeniyle yeni delik yerleri açılması gerekiyordu. Ama bu durumda biraz daha tombul olan Aygaz tüpü rahatça sığıyordu (Aşağıda alttaki resim).

 
Tüp Kutusu döndürüldükten sonraki görüntü  
    
Kırmızı oklar eski tüp yerinin gösteriyor

Kadıköy'de uzun zaman önce keşfettiğim bir dedantör-hortumcu vardı, işi hep bunlar. Bir iki defa uğramış Aygaz tüpünü nasıl uydururuz diye sohbet etmiştim. Hemen eski dedantörü söküp ona gittim. Tabii tüp başlığı farklı olduğundan değişmesi gerekiyordu. Toplam 100 TL'ye yeni dedantör, musluk, hortum ve bunların birleştirilmesi, orijinal bağlantı ekipmanlarının takılması gerçekleşti. Gözüm musluk-dedantör ve hortum birleşimini boyut olarak biraz uzun buldu. Ama yapacak bir şey yok, zira daha kısa bir yapı oluşturulamıyordu. Bu durumda musluk ve dedantörü tüpe taktığımızda üst kısımda yaklaşık 30 cm'lik bir yere ihtiyaç vardı. Ama mevcut yuva 15 cm kadar bir boşluğa sahipti.
 
Kutunun tavanında dedantör ve hortumun rahat girmesi için kesilerek çıkartılan parça
 
Cemal Kaptan ile konuyu inceledik. Yuvanın (plastik) üst kısmında hortum ve dedantörün bir kısmını tekne gövdesindeki boşluğa çıkmasını sağlayacak şekilde kesmenin bir sakıncası olmadığına kanaat getirdik. Dekupaj ile yaklaşık 5-6 cm eninde 10-12 cm uzunluğunda plastiği kestik ve tüpün üzerinde uzayan hortum ve dedantörün bir kısmını bu boşluktan teknenin kıç tarafındaki boşluğu soktuk. Ocağa giden bakır boru (iç tesisat borusu) zaten yeterli uzundu ve hortumun ucuna eklettiğim orijinal parçayı bakır boruya vidalayınca iş bitti.
Kutuyu da yerine vidaladık. Ocağı yaktık, mükemmel olmuştu. Gaz bitecek, ne yapacağız stresinden de kurtulmuş olduk.

Bir kaç noktayı ayrıca belirtmek istedik;

1- Neden büyük tüp (12kg. mutfak tipi) kullanmadık?
Boral küçük bir tekne, yer sıkıntısı var. Ambara koymak lazım, orada da yer kısıtlı. Ayrıca tüketimimiz çok yok, piknik tüpün bile hafta sonundan hafta sonuna kullanıldığında en az 3-4 ay gideceğini tahmin ediyoruz ki bu da yeterli. Bir de emniyet konusu. Gaz tüpü daima potansiyel bir tehlike. Ne kadar küçük olursa ve kendine ayrılan orijinal yerde durursa o kadar güvenli olur bizce.
2- LPG'yi teknede barındırmaktan hiç hoşlanmıyoruz ama yemek yapmanın da vazgeçilmezi. Elektrik ocağında yumurta bile pişirmek çok zor. Ocağı kullanırken yanan gazın zehirli olduğunu ve kışın bile mutlaka yeterli havalandırma sağlanması gerektiğini lütfen unutmayalım.
3- LPG'nin havadan ağır olduğunu, sızıntı durumunda teknenin tabanına çökeceğini, tekneye girdiğimizde bir koku duyduğumuzda uyanık olup hemen havalandırmayı ve asla kıvılcıma neden olacak bir şey yapmamayı unutmayalım.

PİS BİR KONU; TUVALET TIKANMASI (2)

Tonoz çözüldü, Marmara'ya doğru yola çıkıldı. Zaten bu kısmı diğer yazıda anlatmıştık. Bozcaada'ya varıldı ve kısa kargaşadan sonra düzgün bir yerde baştan karayız ve artık dinlenebiliriz dedik. 2. gün yani yola çıktığımızın 3. günü, teknenin tuvaleti kullanılınca gerçeklerle bir kere daha yüzleşildi. İstanbul'da söküp iyice temizlediğimiz tuvalet yine ağzına kadar dolmuştu. Yolda gelirken vanasını açmıştık ama Bozcaada limanında elbette kapalıydı ve bir günde de dolması imkansızdı. Demek ki yolda boşalmamıştı. Boşalmama sebebi de yine bir tıkanıklıktı. Ve felaket başladı...
 
Artık yapıyı bildiğimiz için dalıp boşaltma deliğinden müdahale edebilirmiyiz diye bakalım dedik. İndiğimizde ne büyük hata yaptığımızı anladık. Sancak tarafında su kesiminin altında kalan boşaltma deliğinin etrafı, İstanbul'da tıkanıklığı giderebilir miyiz diye kullandığımız kimyasallardan ötürü mahvolmuştu. Yani, daha nerdeyse bir buçuk ay önce vurulan yeni zehirli boya adeta yanmış gibi simsiyah olmuş ve pütürlü bir yüzey halini almıştı. Yapacak bir şey yoktu. Deliğe bulabildiğimiz tel ve kablo gibi malzeme ile müdahale ettik. Ama, atık su deposu çıkışı tam vanaya girmeden önce bir 90'lik dirseğe bağlanıyor. Alttan sokulan tel bu dirseği geçemiyor ne yazık ki. Ya da biz geçiremedik. Daha kalın ve sağlam bir kılavız gibi bir şey lazımdı. Adadaki nalburlarda ise böyle bir şey satılmıyordu. Çaresizce uğraştık ama olmadı.
 
Yaklaşık 4 cm çapındaki çıkışın nasıl böyle tıkanabildiğini halen daha anlamış değiliz. Bütün yol boyunca ne yaptıysak da açılmadı. Tekrar bir kimyasal müdahale yapmak istemedik. Zehirliyi daha da bozacaktı yoksa. İstanbul'a kadar (nerdeyse 12 gün) tuvaleti hiç kullanmadık. Dikili'de atık çekme ekipmanı tabii ki yok. En yakın Ayvalık marinada olduğunu duyduk ama orası da uğramayı planlamadığımız bir yerdi.
 
Döndüğümüzde Cemal Kaptan yine müdahale etti. Çıkış yine tıkanmış ve taşlaşmış partiküller dökülmüş. Bu durumda akla gelen konular şunlar;
 
1- Pek çok yazıdan ve dostlarımızdan dinlediğimiz bu "klasik" tuvalet tıkanma vakası hemen herkesin başına geliyor. Daha güneyde gezen Kumçi teknesi sahibi Kenan Kaptan da aynı derdi her iki tuvaletinde de yaşamış. Buraya kadar tamam, tıkanabilir, doğal veya diğer nedenlerden dolayı ama bunun bir servis kolaylığının düşünülmesi gerekmez miydi? Tuvaletin atık su deposunun yeri çok kötü. Yukarıdan müdahale imkansız çünkü güverte flanşı da deponun tam üstünde değil ve 90 derecelik bir dirsekle bağlanıyor. Dolayısıyla oradan da tel vs sokup uğraşmak mümkün değil. Alttan müdahale için de banyo lavabosunun altında son derece kısıtlı bir alanda çalışabiliyorsun ve ortalığın da batması an meselesi.
2- Atık çektirecek yerler bir kaç tane olsa (mesela her yıl o kadar teknenin uğradığı Bozcaada veya Çanakkale marina gibi) bir ihtimal tıkanıklığı giderebilirdik. Bunun için de dostlarla da konuşurken şu fikir akla geldi; atık vakum yoluyla alındıktan sonra deşarj vanası açılıp denizden depo içine doğru temiz suyun ters yönde ve vakumun yaratacağı basınç ile girmesi belki de tıkanıklığı açabilir. Ama Kuzey Ege'de atık istasyonu nerdeyse yok...!!
3- Şöyle bir karar verdik; Bir dahaki karaya alışımızda tuvaletin boşaltma sistemini değiştireceğiz. Bu işlemin karada yapılması gerekiyor. Mevcut küresel vana da sökülüp değiştirilecek. Bahsettiğimiz dirsek kaldırılabiliyorsa kaldırılıp düz bir yol bağlantısı yapılmaya çalışılacak. Hatta çıkışa -eğer montaj güçlüğü olmazsa- bir de mecaratör takılıp, kendiliğinden boşalma yerine basınçla dışarıya atılabilmesi sağlanacak. Bunun için biraz çalışmak lazım çünkü pompanın monte edilmesi, elektrik bağlantısının sağlanması gibi sorunlar var. Ayrıca bu saydıklarımızın da kesin çözüm olup olmayacağının garantisi yok...!

3 Kasım 2016 Perşembe

PİS BİR KONU; TUVALET TIKANMASI (1)

Ege macerasını anlatmaya kısa bir ara verelim. Bu blog'da her denizcinin başına bir çok defa gelen gerek teknede yaşanan sorunları gerekse seyahatlerde başımıza gelen olayları da yazmaya çalışıyoruz. Belki bir gün benzer sıkıntısı olan dostlarımıza yaşadıklarımızın bir parça da olsa yol göstericiliği olur.
Aslında sıkıntı tekneyi Mayıs 2016'da karaya almazdan önce yoktu. Yani ufak ufak geliyormuş da biz fark etmemişiz !. Boral'ın yaklaşık 40-50 lt'lik bir pis su deposu var. Klozetin arkasındaki duvarın içinde. Duvardaki kapağı açtığınızda karşınıza boşaltma kapağı da çıkıyor, büyük plastik bir kapak. Ama açmak mümkün değil, yılların etkisiyle sıkışmış. Zorlanırsa tankı çatlatabilir. O yüzden bu geniş ağızı kullanıp müdahale etmek imkansız.
Güverteden boşaltma (çektirme) flanşı da hemen bu tankın yanında. Tekneyi karaya aldığımızda altı temizlenip boya işine başlanırken su altında kalan boşaltma deliğinden hafif bir sızıntı vardı. Halbuki karaya almadan açıkta depoyu boşaltmış ve öyle karaya almıştık. Cemal kaptan önce vanadan şüphelendi ama vana kapalıydı ve sızıntı durmuyordu. Belli ki biraz biraz kaçırıyormuş vana. Bez tıkıp boyayı bitirdik ve denize indik. Haziran ayı başında bir gün tuvaleti kullanıp pompa ile tanka bastığımızda, tuvaletin havalandırma ağzından atık sular boşalmaya başladı. Depo ağzına kadar dolmuştu ve garip şekilde vana da açıldığında boşalmıyordu. İşte dert o gün başladı. Bu dert yüzünde sezonda yaptığımız ve aşağıdaki yazılarımızda anlattığımız Ege yolculuğu da biraz sıkıntılı geçti doğrusu.
Yolculuğa çıkmadan önce bu işi halletmeliydik. Önce Marina'daki atık istasyonuna gittik ve depodaki atık suyu çektirdik. Bunun için 10€ ücret ödedik ve işlemi mavi karta da işlettik. İş garanti olsun diye de deponun içine kimyasal çözücüler döktük. Bu çok tehlikeli bir iş çünkü kimyasal maddeler zehirli boyaya da zarar verecekti ama göze aldık çünkü başka çare yoktu. Tankın bağlantılarını sökmek çok zordu. Bu şekilde açılırsa çok iyi olacaktı.
Ne yazık ki açılmadı...! Bir cumartesi günü, Cemal kaptanla beraber lavabonun altındaki kapağı söküp tankın yaklaşık 6cm çapındaki çıkışına bağlı hortumu söktük. Tanktan kontrollü bir şekilde yaklaşık 10 küçük kova su ve kumumsu maddeyi tahliye edip, delik ve tanka bağlı hortumun temiz olduğundan iyice emin olduktan sonra kapattık. Bu arada vana da kapalıydı ve hiç sızdırma yapmıyordu. Hortumun vana tarafının da tıkalı olabileceğini düşünüp kontrollü bir şekilde vanayı açtık. Deniz suyu fışkırdı. Demek ki o taraf da temizmiş. Kapattık ve bağlantıları yaptık. Artık rahattık ve seyahate çıkabilirdik. Ama o kadar emin olmamak lazımmış..!!!. Bunu Ege'de anladık.