27 Ekim 2016 Perşembe

3 YIL SONRA YİNE EGE...DİKİLİ MACERASI (3)

Bozcaada'dan erkenden demir aldık, hedef Babakale idi. Orada yediğimiz ahtapotun tadını hala unutamamıştık, eski seyir bloglarımızda bu konuyu anlatmıştık. Amacımız daha güneye inmeden bir gece Babakale'de kalıp deniz ürünlerinden yemekti.
 
Yol her zamanki gibiydi. Kuzey Ege'nin pupadan gelen sert rüzgarı, biraz da denizi kaldırarak bizi ortalama 6-7 kt hızla Babakale'ye doğru götürüyordu. Hatta cenovayı da açtıktan sonra yaklaşık 8 kt hız ile ilerlemeye devam ettik. Tabii bir de bunun dönüşü olduğunu hiç unutmadan..!!! Tam Babakale'ye 1 mil kadar yaklaşmışken vaktin de erken olması nedeniyle yine karar değiştirdik ve "Babakale'ye dönüşte uğrayalım, şimdi Ayvalık'a doğru devam edelim" dedik. Babakale burnunu dönünce deniz sakinledi. Hava nefisti. Rotamız Türk karasularına daha yakın bir şekilde Ayvalık idi. Öğleden sonra Ayvalık açıklarındaydık, durmadık, Dikili'ye doğru devam ettik.
 
Arkada Bozcaada, Dikili'ye doğru...
 
 
Babakale'nin meşhur kalesi
 
Dikili'ye kadar neredeyse Midilli Adası ile hep beraber gidiyorsunuz. Sancak'ta Midilli, İskele'de Türkiye kıyıları. Deniz sütlaç gibi oldu. Akşam üzeri saat 18 gibi Dikili'ye geldik. Daha önce hiç gelmemiştik. Kaptan dostlarımızdan liman içinde bize yardımcı olabilecek bir yerel denizcinin telefonunu almıştık, aradık. Ancak onun da teknesinde bir problem olmuş ve biz yanaşana kadar yetişemeyeceğini söyledi. Ve bu noktada sıkıntı başladı...
 
DİKİLİ BARINAĞI
 
Tıklım tıkış bir barınak, çoğu küçük balıkçı sandalları ve tur teknelerinden oluşan ve açıkçası misafirperverlik görmediğimiz bir yer Dikili. Barınağa güneye bakan tarafından giriliyor. Kara tarafı hem sığ hem de balıkçı sandalları ile dolu. Girişte iskele tarafında bir yer var, oraya kıçtan kara yanaştık. Yanaşana kadar ortada kimse yoktu, yanaşınca biri peydahlandı. Genç bir delikanlı. Abi dedi buraya tur teknesi gelecek, duramazsınız. Peki dedik ne yapalım, yer yok?. Biraz daha içerde sandalların arasında bir yer vardı, oraya gelin dedi. Bu arada, barınağın iskelemizde kalan denize bakan bacağında da balıkçı sandalları var. Hemen hepsinin de kendi tonozu.
 
Dikili Barınağı, girişi ve yanaştığımız yer
 
Bu gibi barınaklarda demir atmak çok tehlikelidir. Dipte ne olduğu bilinmediğinden demiri bir tonoza takmak çok kolay. Bu şekilde demir bırakan çok arkadaş biliyoruz. O yüzden balıkçıların tonozları kısa ve güçsüz de olsa bulunmaz bir nimet.
 
Buraya baştan kara yapalım dedik, dedik de yeri gösteren arkadaş pırrr... Halatımızı alırsın diye rica etmiştik üstelik ama yok oldu. O karmaşada hafif burnu iskelenin betonuna sürttük, ama çok hafif. Zaten bu olaydan sonra baş usturmaçası almaya karar verdik...
 
Neyse bağlandık, ama sinirler gerildi tabii... Her şey bitti, tekneyi kapatalım ve karada biraz dolaşalım dedik. Hem Dikili'yi görürüz hem de akşam oldu yemek yeriz niyetiyle. Tam o sırada denizden bir balıkçı sandalı geldi ve bize söylenmeye başladı. Meğerse arkadaşın işaret edip boş dediği yer bu sandala aitmiş. İçinde iki yaşlı amca. Neyse, özür diliyoruz, bize burayı gösterdiler diyoruz, o sırada yeri gösteren arkadaş da çıkageliyor. Aralarında kısa bir tartışma, balıkçılar başka yere gidiyor. Arkadaş da bize doğru geliyor, tahmin edeceğiniz gibi elinde 50TL'lik bir makbuzla. Bunu ilerdeki lokantadaki "filanca" kişiye ödersiniz diyor. İçimizden "ne hizmet aldık da para ödeyeceğiz?" diyoruz ama o gece daha fazla tartışma yaşamamak lazım, zira yorgunuz ve sabah da gideceğiz. Makbuzu aldık ve sadece "insan biraz bekler bari halatımızı tutar" dedik, "tık" yok arkadaştan, hemen kayboldu yine. Ayrıca makbuz da çok yasal bir şey değil. Saklıyoruz hala, kim ne için para alıyor, para kime gidiyor belli değil.
 
Neyse ki şehir hemen önümüz, yemek yiyip bir çay bahçesinde çay içip tekneye dönüp ortalığı toparladık. Suyumuz yaklaşık yarım depo. Barınakta su var ama uzak, hortumlar farklı. Elektrik için kesin bir şey anlayamamakla beraber yok gibi geldi bize. Ama elektriğe ihtiyacımız olmadığı için umursamadık. Sabah su doldurup gideriz dedik.
 
Sabah erkenden kalkıp kahvaltı sonrası su almak için tur teknesinin boşalttığı yere kıçtan kara olduk. Tam hortumu depoya tutacakken dünkü arkadaş peydah oldu. Parayı kime verdiniz dedi. Bir hizmet almadık, halatımızı bile tutmadın üstelik gösterdiğin yer yüzünden balıkçılarla az daha papaz olacaktık neye göre sana para verelim dedik. O anda beklediğim cevap geldi; o halde su da almayın..!!! Sürpriz değil, almayız deyip hortumu iade ettik ve yola çıktık.
 
Sevgili denizci dostlar, bu yaşadıklarımız kim bilir kaçınızın başına nerelerde ve hangi sıklıkla geldi. Tadınız kaçtı, kendinizi enayi yerine konmuş hissettiniz, ülkemizdeki amatör denizcilerin böyle yerlerde sevilmediğini, istenmediğini ve hatta kazayla yolu düşerse kimin cebine gideceği belli olmayan bir takım uyduruk paralar ödemek zorunda bırakıldığını düşündünüz. Biz, bu haraç gibi parayı vermedik, çünkü doğru dürüst bir hizmet almak şöyle dursun, bir de başkasının yerine yanaştırılıp mahcup duruma düşürüldük. Kimliği, yetkisi, işi belli olmayan kişilerin sizden istedikleri "haraç"ları ödememek en doğrusu. Depomuzu içme suyu ile doldurur veya bir kaç gün banyo yapmayız ama kendimizi de tavuk gibi yoldurmayız dedik. Öyle de yaptık.
 
Bizim için Dikili sadece kötü bir anı olarak kalacak. Umarız Dikili Belediyesi veya buralardan sorumlu makamlar bir gün bu konuya el atar ve güzelim Dikili, amatör denizcilerin rotasında keyifle uğranılacak ve kalınacak bir şehir olarak yer alır.

4 Eylül 2016 Pazar

3 YIL SONRA YİNE EGE...(2)

Elbette, başa gelen çekilecek... Gece bağlanırken demir hakkında düşündüklerimiz gerçekleşti. Sabah 5 gibi bir gürültü ile uyandık. Bizim tekne ileri doğru gitmeye çalışıyor gibiydi. Dışarı çıktık. İskelemizde demiri bize doğru duruyor diye düşündüğümüz tekne çıkmaya çalışıyordu ve bizim demir onun çapraz atılmış demirinin üzerine geldiği için demirini toplayamıyor ve bizim zincirden BORAL'ı oynatıyordu. Yapacak bir şey yok, bizim de demiri toplamamız ve onlara yol vermemiz gerekliydi. Motoru çalıştırıp kıç halatlarını çözdük. Biraz uğraşma ile demiri topladık, neyse ki hava sakin ve aydınlanmıştı. Komşu teknenin çıkmasını beklerken akıntıya kapılmamak için liman ağzına doğru gittik. Yat limanı tarafında bir yerin boşaldığını gördük. Hazır açılmışken boşsa oraya geçelim dedik. Yaklaştık ve henüz gelmiş olan görevliye durumu sorduk. Müsaitti, hemen baştan kara olduk. Bu sene pek çok tekne yat limanı tarafına baştankara oluyordu Bozcaada'da. Son gelişimizde biz de öyle bağlanmıştık. Bunun en büyük faydası hem limanda dolaşanların meraklı bakışlarından kurtulmak hem de pırıl pırıl suyu olan limanda havuzluktan denize kolayca girmek ve güneşlenmek.
Biz de öyle yaptık...


Bozcaada yine çok güzel. Bayram üstü olması nedeniyle epey kalabalıktı. Limanda tekneler için yer durumundan bahsetmiştik. Burası artık gerçekten küçük geliyor. Marmara'nın Ege'ye açılan bu kapısı, özellikle teknelerini İstanbul'da bırakan ve yazın güneye gitmek isteyen hemen herkesin ilk durağı. Özellikle uzun tatiller ve sezon başlarında yer bulmak büyük sorun. Bozcaada'ya girmek istemenin en önemli nedenlerini sayacak olursak;

1- İstanbul'dan çıkıp bizim gibi hiç durmadan Ege'ye çıkanların dinlenme yeri,
2- İkmal yapılacak Kuzey Ege'deki tek liman.
3- Sert Kuzey Ege rüzgarı aşağı inenleri de hırpalıyor ama esas yukarı çıkanları epey dövüyor. Burada dinlenmek, sert havanın biraz olsun azalmasını beklemek çok uygun oluyor,
4- Bozcaada gerçekten çok güzel bir yer, tatile başlarken iyi bir uğrak yeri ve dinlenme mekanı.

Bizce acilen bu yat limanının kapasitesinin arttırılması gerekli. Özellikle büyük motor-yat'lar da gelince kapasite iyice azalıyor. Kaldığımız ikinci gece bir çok tekne, giriş yapıp "yer yok" cevabıyla zor durumda kaldı. Zira yakıtı bitenler de vardı. Mecburen açıkta demirlediler.
Bir de yat limanının işletmecisi olan Bozcaada Belediyesi'nden bir ricamız var; Bu kadar giriş-çıkış yapılan bir yerde çalışan görevlilere acilen birer deniz telsizi verilmesi lazım. Bizler artık tecrübeli olduğumuzdan görevlilerin cep telefonlarını biliyor ve haberleşiyoruz ama bilmeyenler denizden karaya-karadan denize bağıra bağıra bir hal oluyorlar. Bir el telsizi çok yararlı olur. 

İkinci günümüz de sakin ve dinlenerek geçti, ertesi sabah erkenden Babakale'ye doğru yola çıkacaktık. Çok geç olmadan yakıt-su gibi ihtiyaçları tamamlayıp, tekneyi yıkadık ve yattık. Ertesi gün güneye doğru yola devam edecektik.

14 Ağustos 2016 Pazar

3 YIL SONRA YİNE EGE…(1)

Zaman geldi… Mayıs ayında yapılan bakım sonrası BORAL uzun yolculuğa hazır. Yolculuk için bu yıl bayram tatilinden de yararlanma niyetindeyiz. Bayram öncesi Cuma akşamüstü yola çıkmayı planladık. Hedefte gece de yol alıp sabah Avşa’da bir gece kalmak var. Sonra rota Bozcaada. Ardından Babakale ve çok methini duyduğumuz Bademli Kalem ve Garip adaları. 1 Temmuz Cuma saat 16’da pervane dönmeye başladı. Deniz her  güney yolculuğumuzda olduğundan daha sakin.  Arkamızdan gelen kuvvetli poyraz bu sene yok.  Ama yine de akıntının da etkisi ile 7 kt civarı bir hız ile Tuzladan Avşa’ya doğru devam ediyoruz.
 


Adalar açıklarından gün batımında Marmara'ya doğru.
 
Rotamız; doğrudan açık deniz ve Marmara Adası’nın güneyinden geçip Avşa. Gece, sakin, birimiz uyurken diğerimiz dümende. Gece çok karanlık, mehtap yok. Dolayısıyla çok dikkatli olmak gerekiyor. Geçen gemilerin rotasını tahmin etmek hiç kolay değil. Birden ani bir manevra ile sarsılıp uyanıyorum. Tam 180 derece dönüş. Büyük bir şilep, gece karanlıkta seyrin ne kadar dikkat gerektiren bir iş olduğunu bize bir kere daha hatırlatıyor. Ucuz atlatılmış bir olay…
 
Bu arada küçük bir not iletmekte fayda var: Avşa Adası'nı Ekinlik adasından ayıran boğaz oldukça tehlikelidir. Sığlıklar ile doludur. Bizim hedefimiz, Avşa'da Marmara'ya bakan tarafa bir kaç yıl önce yapılan ancak bildiğimiz kadarıyla henüz işletmesi olmayan yat limanına girmek. Bu nedenle Ekinlik ile Avşa arasındaki boğazdan geçmeyeceğiz. Ancak, sabah Avşa'dan ayrılıp Çanakkale Boğazı'na doğru yönelmek için bu geçidi kullanacağız. Haritalardan yararlanarak GPS'de en uygun ve güvenli rotayı oluşturduk. Hem de gündüz gözüyle geçeceğiz.
Sancak'ta Marmara, İskele'de Ekinlik ve Avşa Adaları

İskele'de; Sol'da Avşa, sağda Ekinlik adaları
 
Sabahın ilk ışıkları ile Marmara adasının güneyinden Avşa’ya doğru gidiyoruz. Ama tam Avşa için iskeleye doğru dönecekken aramızda Bozcaada ve Ege’yi ne kadar özlediğimizi konuşup fikir değiştiriyoruz ve Avşa’ya girmekten vaz geçip Çanakkale Boğazı’na yönleniyoruz. Deniz hala sakin ve öğlen gibi Bolayır önlerinden boğaza giriyoruz. Cenova açık, akıntının da etkisi ile hızımız yer yer 8,3 kt’a vuruyor. Sakin bir yolculuk sonrası Kilitbahir’i arkamızda bırakıp Abide’ye doğru yaklaşıyoruz. Hazırlıklar tamam. Şehitlerimizi Abide önünde korna çalıp marşlar eşliğinde saygı duruşu ile selamladıktan sonra Ege’ye kavuşuyoruz.
 Çanakkale Şehitler Abidesini Selamlarken...

Daha Ege sularına girer girmez kuzeyli sert hava etkisini gösteriyor. 26 kt rüzgar var, Kumkale’yi geçip Bozcaada’ya dümen kırdığımızda Cenova açık halde yer yer 8 kt’ı bulan bir hızla yol alıyoruz.
Bozcaada’ya yaklaşırken deniz iyice kükremiş durumda saat 20’ye geliyor. Telefon ile Bozcaada’daki liman görevlisi sevgili Şerif Ali’yi arıyoruz. Bayram kalabalığı var ve yer hemen hemen hiç yok.  Tek çare balık lokantalarının önü.  Ama orası da çok dolu olduğundan yaklaşık 30 dakika alargada yer açılmasını bekliyoruz. Bir balıkçı kayığını biraz yana çekip araya sığmaya çalışıyoruz. Bu sefer aborda olma şansı yok. Demir atıp kıçtankara yapacağız. Zar zor bir balıkçı sandalının yanına giriyoruz. Demiri atarken çok dikkat ediyoruz. Sancağımızda bir motor yat var, onun demiri ile bir sorun olmaz ama iskele'de bağlı yelkenlinin zinciri bizim tarafa doğru çapraz duruyor. Korka korka atıp giriyoruz. Şimdilik netayız. Duş ve yorgunluğun atılması sonrası kısa bir şehir turu atıp tekneye dönüyoruz ve yatıyoruz.

4 Mayıs 2016 Çarşamba

3 YIL SONRA KARADAYIZ...

İstanbul'da duran bir tekne için 3 yıl çok uzun bir süre, karaya alınıp altı temizlenmeden kullanmak için. Ancak, geçtiğimiz yıl, Marmara dışı bir yolculuk planlamadığımız ve biraz da ihmal ettiğimiz için iş bu seneye kaldı. Tam 2 sezon geçti, buçukları da katarsak neredeyse 3. yılımızda karaya çıktık.



























Teknenin altı, 6 yıl önce ilk satın aldığımızda karaya çıkışımıza göre çok daha iyi durumdaydı. Aslında, hata bizde oldu. Geçen yazdan sonra, yani bu kış tekneyi Kasım başında Tuzla marinaya aldıktan sonra tekneyi hemen hemen hiç çıkartmadık. Zaman ve başka nedenler yüzünden ihmalimiz teknenin altının daha da kötüleşmesine neden oldu. Gerçi, her durumda bu yıl temizlik istiyordu.
 
3 yıl önce kullandığımız (Petite-USA) marka zehirli boya gerçekten çok memnun kaldığımız bir ürün idi. Ancak ne yazık ki artık Türkiye'ye gelmiyor sanırım. Cemal Kaptan bizim için yeterli miktar ayırmıştı. Aynı marka boya ile boyandı. Bu arada kuyruk yağı ve tutyalar değişti. Sail-Drive ile pervane arasındaki keçe, yağ sızdırmaya başlamıştı. Biz aldıktan sonra hiç değiştirmemiştik, 6.sezonda artık değişmesi gerekiyordu. O keçe değişti. Sail-Drive'ın körüğü kontrol edildi. Volvo kitapçığına göre, 7 yılda bir bu körüğün de yenilenmesi gerekli ama bizim körük sapasağlamdı. Hiç dokunmadık. Sail-Drive üzerindeki deniz suyu emiş kanalları temizlendi, içinden her türlü mahlukat çıktı. Ve sonunda denize tekrar kavuştu....
 
 



 
 


 
 
 
Bu arada, Tuzla Viaport Marina yetkilileri, başta Marina Müdürü Mehmet Bey olmak üzere bize çok yardımcı oldular, kendilerine teşekkür ederiz. İşi bağlanma limanımız olan Tuzla'da halletmek pratik ve rahat oldu doğrusu.

2 Ocak 2016 Cumartesi

TEKİRDAĞ LİMANI

Daha önceden de yazmıştım; Marmara yatçılar için gerçekten çok güzel imkanlara sahip olabilecekken, özellikle kış mevsiminde hepimiz İstanbul çevresinde "volta" atıp duruyoruz. Bunun bir kaç nedeni var;

1- Havalar soğuk, insanın bir şey yapası gelmiyor,
2- Günler kısa, hemen hava kararıyor, heves kursakta kalıyor,
3- Sert havalar çoğunlukta,
4- ...ve hep aynı yerlere kısa geziler yapıyoruz. İnsan bıkıyor.

Halbuki, Marmara'da yeterli keyif, konfor ve güvenliği verebilecek İstanbul çevresindeki marinalar dışında da bir kaç liman olsa buralara özellikle tatiller ile birleştirilmiş kısa kış gezileri yapmak inanılmaz keyifli olacak.

Bu yerlerden bir de Tekirdağ. Geçenlerde yolum Tekirdağ'a düştü. Senelerdir araba ile hep gelip geçerim, içine girmek pek kısmet olmamıştı. Bu sefer kararlıydım, "yat limanı" olarak bahsedilen yere gidip bakacaktım ve öylede yaptım.
Yeni çevre yolundan değilde, içinden (kıyı yolu) geçerek İstanbul çıkışına doğru ilerlerseniz, Otogar kavşağına gelmeden sağdan bu limana inilebiliyor. Hatta araçla teknelerin bulunduğu kısma kadar giriliyor. Aracı park edip şöyle bir dolaştım. Çok uzun bir mendirek var ve içine sanırım iki bölüm yapılmış. Benim araçla girdiğim yerde küçük tekneler, bir kaç yelkenli ve motoryat bağlıydı (sandalları saymıyorum). Yazın özellikle güneye giderken kuzeyli rota izleyenler için güzel bir mola yeri olabilir. Ama hiç bir yatırım (liman dışında) yapılmamış. Ne elektrik var ne su. Altyapı diye bir şey yok. Bağlı tekneler belli ki Tekirdağ'da veya cıvarda yaşayanların tekneleri.
Küçük bir kulübede liman ile ilgilendiğini söyleyen Hüseyin Bey ile konuştuk. Bir kaç ihale yapıldığını ancak sonuç alınmadığını, yeni bir işletme ihalesi daha olacağını söyledi. Eğer bu yapılırsa ve biraz masrafla güzel bir haftasonu gezi rotası veya uğrak yeri olabilir. Hüseyin Bey, yolu düşenlere yardımcı olabileceğini ve bağlama yeri sıkıntısının pek olmadığını söyledi. İhtiyacı olabileceklerin Hüseyin Bey'e ulaşabilecekleri numara; 0535-8416685.

2 Kasım 2015 Pazartesi

TUZLA VIAPORT MARİNE'DE İLK GÜN BATIMI...

5 yıllık Pendik MarinTürk misafirliğinden sonra, Tuzla Viaport Marine'deki geçici yerimize bağlandık. Marina henüz yeni olduğundan teknelerin yerleri değişmekte. Şu an J-pontonuna bağlandık. Tonoz halatları henüz atılmadığı için kalıcı yerimize yaklaşık 10 gün sonra taşınabileceğiz. O yüzden bağlama düzeneklerimizi kurmadık. Şimdilik geçici koltuk halatları ile bağlıyız. Yeni yerimiz, aşağıdaki resimde görünen taraftaki pontonlardan biri olacak.

 
Tuzla'da ilk gün batımı

İlk izlenimlerimizden bahsedecek olursak;

- Marina personeli çok güler yüzlü ve işinin ehli. Şimdilik marin ofis de geçici yerinde hizmet veriyor. Pendik de ilk açıldığında aynı durumdaydı.
- Tekne sahiplerinin kullanımına ayrılan duş-tuvaletler son derece temiz ve bakımlı.
- Çamaşırhane faal. Çamaşır ve kurutma makinesi gayet güzel,
- Pontonlara hem parmak izi ile hem de parmak okutularak girilebiliyor, ancak yine içerden dışarı çıkmak için kart veya parmak izine ihtiyaç var. Bu emniyet açısından çok riskli. Acil durumda içerden dışarı çıkmak için mutlaka acil durum butonu olmalı, defalarca söylememize rağmen Pendik Marina da bu ihtiyacı dikkate almamıştı.
- Yüzer pontonları sabitlemek için değişik bir teknik kullanılmış. Dibe bağlı değiller. Yaklaşık 10-15m'de bir dibe çakılmış kazıklara sabitlenmişler, bu güzel bir teknik. Zira, pontonu dibe bağlayan halatlar bazen çapariz yaratıyordu,
- Pontonlardaki pedestallar'de standart 32A'lik bağlantı kullanılıyor. Bizim sahil besleme kablomuz 16A'e göre olduğundan ucunu değiştirmek yerine adaptör almayı tercih ettik (25 Euro),
- Tekne sahiplerine özel otopark olduğundan AVM tarafına gelen kalabalık ile karışıklık yaşamıyorsunuz,
- AVM'si gerçekten büyük, açık şekilde inşa edilmiş, oldukça fazla yiyecek satan dükkan ve çeşitli mağazalar var. Bir de ünlü bir markanın içinde "her şey" satılan marketi var. Pendik'te özellikle içki ve sigara bulmakta hem biz hem de konuklarımız çok sorun yaşıyorduk.
- AVM'nin kara tarafına yapılan tema parkında çeşitli oyun aletleri var. Çocuklar ile güzel bir gün geçirilebilir. Bir de sinema kompleksi yapılıyor ama bu gidişle otoparklar yetmeyecek, arttırılması lazım.

Şimdilik kısaca izlenimlerimiz bunlar. Yaşadıkça yeni bilgileri de paylaşacağız.

22 Ekim 2015 Perşembe

PENDİK'DEN AYRILIK VAKTİ...!

Sevgili Denizci dostlar,

5 yıldan fazla bir süredir bize ev sahipliği yapan Pendik MarinTürk Marina'dan kontratımızın sonu geldiğinden ve yeni koşullarda da anlaşamadığımız için 24 Ekim'de ayrılıyoruz. Yeni yuvamız Tuzla Viaport Marina olacak. Bu marina ile ilgili görüş ve düşüncelerimiz taşındıktan sonra burada sizlerle paylaşacağız.
Görüşmek üzere...

27 Mart 2015 Cuma

BAVARIA 310-302 ELEKTRİK PANELİ BAĞLANTISI


 
Bavaria'nın bazı modellerinde kullanılan 301-302 kod'lu elektrik panoları

Bilindiği gibi bazı üreticilerin kullandığı elektrik panolarında kullanıcıların çeşitli cihazları bağlamaları için ayrılmış boş düğme/anahtar'lar vardır. BORAL'daki elektrik dağıtım panosu yukardaki fotoğraftaki gibi. Bunun bir de pdf formatında dokümanı var, web'den aratırsanız bulup indirebilirsiniz.
Konumuz bu panoda kullanıcıların ihtiyaçları için ayrılmış boş fonksiyon tuşları (Aşağıdaki resimde sarı ok ile gösterilen F1...F5'e kadar 5 adet tuş). Bize gelen bazı sorularda blog'da anlattığımız bazı elektriksel bağlantıları nasıl bu panelden yönettiğimiz (açıp kapattığımız) sorulmakta.



Panelin sol tarafının yakın görüntüsü üstteki gibi. Bu kısmı, resimde sağda kırmızı oklar ile gösterilen vidaları gevşeterek açabilirsiniz. Çok dikkatli ve yavaş açmanızı öneririz, arka bağlantıların kopması yada soketlerin yerinden çıkması olası. Arka tarafta devre plakası üzerinde, yanında hangi anahtara ait olduğunun yazılı olduğu (F!, F2 vb) soketler göreceksiniz. Bu soketlere gerilim vermek istediğiniz kablonun Artı (+, pozitif) kablosunu, kablonun ucuna uygun pabuç takarak geçiriniz. Eksi (-,negatif) uç, tüm anahtarlar için ortak ve devre plakasının en alt ortasında büyük bir vidaya bağlı, hemen göreceksiniz.
Böylelikle o anahtara bağladığınız kablo, anahtara bastığınızda 12V gerilimi istediğiniz cihaz yada lambaya iletecektir.
Panel'in arkasında her anahtara ait bıçak sigortalar var. Dolayısıyla bağlayacağınız alet için ayrıca sigorta koymanıza gerek yok. Ancak, kullanacağınız cihazın çekeceği akım önemli, çünkü bu sigortalar farklı akımlara göre ayarlanmış. Bizim panelde F1, F2, F3 tuşları max.5A, F4 15A ve F5 ise 20A kapasiteye sahip. Bu değerler yukarda belirttiğim kullanma kılavuzunda bir tabloda belirtilmiş.
Şu anda bizim panelde F1, kamara içine taktığımız ilave şerit LED ışık grubunu, F2 ise havuzluk masası altına taktığımız şerit LED grubunu yakıp söndürüyor. F3'de havuzluk 12V prizinin kontrolü ve tv kuvvetlendiricisi bağlı. F4 autopilot tarafından kullanılıyor. F5 de ise müzik sistemi bağlı.

20 Mart 2015 Cuma

ANTEN PROBLEMİ BİTTİ..!

Pendik Marina'da bilindiği gibi pedestallarda kablolu tv yayını var. Teknede anten olmadan bir kablo ile tv bağlantısı yaparak pek çok yerli-yabancı kanalı izleyebiliyorsunuz. Özellikle kış aylarında teknede kaldığımızda güzel bir keyif yapmak istiyor insan tv karşısında. Ancak, biz ponton'un sonlarına doğru bağlı olduğumuzdan bizim pedestal'a gelen yayın oldukça zayıflıyor ve tv, hem bazı kanalları göstermiyor hem de alabildiklerini de karlı ve kötü kalite gösteriyordu. Uzun zamandır buna bir çözüm düşünüyorduk ama bulamamıştık.
En sonunda bir çözüm ürettik;


Parmak kuvvetlendirici ve besleme kutusu
 
Araştırmalarımız sonucu "parmak kuvvetlendirici" tabir edilen sol şekilde gördüğünüz geniş-band'lı kuvvetlendiricilerin piyasada satıldığını öğrendik. Bunlar özellikle çanak antenlerde uzun kablo kayıplarını gidermek için LNB'nin çıkışına takılıyormuş. Ancak, kuvvetlendirme yapabilmesi için 12V beslemeye ihtiyacı var. Sağdaki resimde ise, eskiden çatı antenlerimizde kullandığımız kuvvetlendiriciler vardı, bunların tv'nin yanına koyup 220V prize taktığımız besleme kutuları olurdu, böyle bir kutuya ihtiyaç vardı. Kuvvetlendiriciyi Karaköy'den 15TL'ye aldık. Besleme kaynağını da internett'ten bulduk. O da kargo dahil 15TL'ye geldi.
Parmak kuvvetlendiriciyi pedestal'ın üzerindeki kablolu tv fişine takıyorsunuz, TV'ye giden kabloyu da diğer ucuna. Bu kısım kolay. Esas konu kuvvetlendiriciye besleme gerilimini sağlayacak kutuyu konumlandırmak. Hem tv'ye giden kablonun yolu üzerinde duracak hem de bulunduğu yerde 12 veya 220V olacak..!
220V kullanmak hoşumuza gitmediği için, kutuyu açıp trafosunu iptal ettik. Trafo çıkışında doğrultma diyodu var, hemen onun çıkışına kablo lehimleyip kutuyu 12V ile çalışır hale getirdik. Anten kablosu, kıç kamarada, yatak altından geçiyor. Buradan havuzluk aydınlatması için kullandığımız 12V'un kablosu da geçiyor ve bir ucu da elektrik panosuna bağlı. O kablodan da 12V temin ettik. Anten kablosunu kesip kutuyu araya seri bağladık. Böylece pedestal'daki kuvvetlendiriciye 12V da gitti. Tv'yi açıp kanalları tarattığımızda mevcut bütün kanalları "Cam" gibi izlemeye başladık.
Burada fazla uzun olmasın diye bazı detayları yazamadık, eğer böyle bir düzeneğe ihtiyacı olanlar varsa bizimle temasa geçebilir, kendilerine memnuniyetle yardımcı oluruz.
Artık yerli-yabancı yaklaşık 20 kanalı pırıl-pırıl izleyebiliyoruz.

1 Şubat 2015 Pazar

İSTANBUL'DA LODOS

Meteoroloji'nin uyarıları doğru çıktı... C.tesi sabahı hafiften şiddetlenen Lodos, akşamüstüne doğru iyice arttı. Gece ve Pazar günü çok etkili oldu. 5 yılımızı doldurduğumuz Pendik-Marintürk marinada ilk defa böyle görüntüler ile karşılaştık. Dalgalar mendireği aşarak araçlarımızı park ettiğimiz alana taş ve küçük kayalar bırakmıştı.

 
 
Güvenlik nedeniyle marina yönetimi doğru bir karar ile bu alana araç ile geçişi kapattı, park yerinden herkes araçlarını çıkarttı. Ne kadar isabetli bir karar olduğu yukardaki resimden belli. Marina'nın yönetim ofisinin olduğu binanın önü de farklı değildi.


Suların yükselmesi nedeniyle de marinanın iç tarafından biraz moloz ve su gelmişti. Marinanın iç tarafında pontonlara bakan kıyıdaki kayalar tamamen su altında kalmış, yol kenarındaki çiçekliklere kadar su yükselmişti. Neyseki pontonlar yüzen tip olduğundan tekneler ile beraber yükselmiş ve sıkıntı yaratmamıştı.



Teknenin kıç tarafı iki halat ile bağlı olduğundan sıkıntı yoktu. Ayrıca emniyet halatları da vardı. Ama baş taraf sadece iskele tarafından tonoza bağlıydı ve iskeleden basan hava zaman zaman başın gezmesine neden oluyordu. Hemen tonozun da bağlı olduğu iskele tarafındaki koç boynuzundan pontona bir açmaz halatı çekip iyive bağladık. böylece başın gezinmesi azaldı. İçimiz de rahatladı. Lodos ile gelen toz teknenin üzerini kaplamıştı ama bu haftasonu temizlik gereksiz. Artık haftaya iyi bir duş gerekecek tekne için.
Öğleden sonra rüzgar hafiflemeye başladı. Ama hala deniz kabarık. Marinanın içini temizlemek biraz zaman alacağa benziyor.